top of page

İyi Niyetle Yapılan Hatalar: Bir Dilenciyle Yüzleşmek

  • 23 Mar
  • 2 dakikada okunur

Bir anlığına dilenciliğin arkasındaki organize yapıları yok sayalım.

Gerçekten muhtaç bir insanla karşı karşıya olduğunuzu düşünün.

Sokakta bir dilenci görüyorsunuz.

Ne hissediyorsunuz?

Büyük ihtimalle iki duygu aynı anda ortaya çıkıyor:

Acıma…Ve hafif bir rahatsızlık.

Eliniz cebinize gidiyor.

Sizin için çok da önemli olmayan bir miktar parayı çıkarıp uzatıyorsunuz.

Ve yürümeye devam ediyorsunuz.

Peki o an ne oldu?


The Old Guitarist, Pablo Picasso, 1903

Kime Yardım Ettiniz? Dilenciye mi?


Bu sorunun cevabı sandığınız kadar basit değil.

Verdiğiniz para, dilencinin o gününü biraz daha kolay geçirmesini sağlar.

Ama sizi de etkiler.

Bir anlığına içiniz rahatlar.

“Bir şey yaptım” hissi oluşur.

Belki suçluluk duygusu azalır.

Belki kendinizi daha iyi bir insan olarak görürsünüz.

Yani bu eylem yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojiktir.

Ama asıl soru şu:

Bu yardım, sorunu çözüyor mu?


Yardımın Sınırı


Toplum olarak dilencilere verdiğimiz yardımların bir sınırı vardır.

Hiç kimse bir dilenciye hayatını kökten değiştirecek kadar büyük bir kaynak vermez.

Verdiğimiz şey genellikle küçük miktarlardır.

Bu miktar:

  • Açlığı kısa süreli erteler

  • Günü kurtarır

  • Ama hayatı değiştirmez

Daha önemlisi, bu yardım dilenciliği ortadan kaldırmaz.

Sadece sürdürülebilir hale getirir.


Görünmeyen Teşvik


Ekonomide kritik bir kavram vardır:

Teşvikler.

İnsanlar çoğu zaman iyi niyetle değil, teşviklere göre hareket eder.

Eğer bir davranış ödüllendiriliyorsa, o davranış devam etme eğilimindedir.

Bu perspektiften bakıldığında sokakta verilen küçük yardımlar farklı bir anlam kazanır.

Bu yardımlar dilenciliği tamamen ortadan kaldırmaz.

Ama onu mümkün kılar.

Ve bazı durumlarda sürdürülebilir hale getirir.


Güvenli Alan Paradoksu


Burada rahatsız edici bir ihtimal ortaya çıkar:

Yardım ettiğimizi düşünürken, aslında bir durumu kalıcı hale getiriyor olabiliriz.

Dilenci, hayatta kalmasını sağlayacak minimum geliri elde eder.

Ama aynı zamanda bu durumdan çıkmak için güçlü bir zorunluluk da hissetmez.

Ortaya bir tür “güvenli alan” çıkar.

Bu alan konforlu değildir.

Ama tamamen çaresiz de değildir.

Ve bu durum değişim motivasyonunu zayıflatabilir.


Balık Vermek, Balık Tutmayı Öğretmek


Bu noktada sıkça kullanılan bir metafor devreye girer:

“Balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek.”

Ancak burada da önemli bir ayrım vardır.

Birine balık tutmayı öğretmek, yalnızca bir beceri kazandırmak değildir.

Aynı zamanda bir sorumluluk yüklemektir.

Kendi hayatını değiştirme sorumluluğu.

Ama sokakta verilen küçük yardımlar bu sorumluluğu ortadan kaldırabilir.

Çünkü kısa vadeli çözüm, uzun vadeli çabayı erteler.


Zor Bir Denge


Bu noktada mesele oldukça hassas bir hal alır.

Çünkü karşımızda gerçek bir ihtiyaç vardır.

Ve bu ihtiyaca tamamen kayıtsız kalmak çoğu insan için kabul edilebilir değildir.

Ancak yardımın şekli de önemlidir.

Her yardım aynı sonucu üretmez.

Bazı yardımlar geçici rahatlama sağlar.

Bazıları ise kalıcı dönüşüm yaratır.

Bu ikisi arasındaki fark çoğu zaman gözden kaçar.


İyi Niyet Yeterli mi?


İyi niyet, yardım etmek için güçlü bir motivasyondur.

Ama tek başına yeterli değildir.

Çünkü iyi niyetle yapılan eylemler her zaman iyi sonuçlar doğurmaz.

Bazen tam tersi olur.

Kısa vadede doğru görünen bir davranış, uzun vadede sorunu derinleştirebilir.

Bu yüzden yardım ederken şu soruyu sormak gerekir:

“Bu davranış sorunu çözüyor mu, yoksa sürdürüyor mu?”


Son Bir Soru


Bir dahaki sefere bir dilenciyle karşılaştığınızda belki şu soruyu sormak gerekir:

Verdiğim şey gerçekten yardım mı?

Yoksa yalnızca kendimi iyi hissetmenin bir yolu mu?

 
 
bottom of page